20 Şubat 2014

KÜÇÜK AYŞE

   14’ün de gelin edilmiş Ayşe. Vahşinin vahşisi bir adama kadın diye verilmiş. Çocukluğuna doyamadan, gözündeki yaşa bakılmadan, dinlemeden beyazları giydirmiş babası.

   Sırtından sopa, karnından sıpası da eksik olmamış Ayşe’nin. Her sabah akşam aç karnına yediği dayakları unutmak için mi acaba bu kadar neşeli oluşu. Kükreyen ve çoğu zaman hırıldayan bir adammış kocası. En son sırtına vurduğu yumrukla hatırlıyor korkunç yüzünü. Ve bir de dayakçı kaynana tabi. Konu komşuya aldırmadan allah ne verdiyse, nereye geldiyse…Üç bebesi olmuş Ayşe’nin.Biri şimdi 17 yaşında. Diğer ikisi daha küçükler. Yıllardır görmemiş üçünü de, görememiş. En son dayaktan komaya girmeden önce görmüş yavrularını. Kokuları nasıl, yüzlerini neye benziyor bilemiyor bile. Almışlar elinden göstermemişler. O zamandan beri içi sessiz sessiz sızlarmış Ayşe’nin. Zar zor kurtarmış kendini gelmiş İstanbul’a. Bir başına, tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş bu zamana.31 yaşında şimdi. Güzeller güzeli bir kadın. Gözünün içi her zaman ağlamaya hazır. Belli olmasın diye hep gülüyor Ayşe. Kara gözleri hep sevgi dolu bakıyor. Gün gelecek, zamanı gelecek, çocuklarını alacak diye bekliyor umutla. İlahi adaletin ona yaşadığı acıların karşılığını göstereceğine de inanıyor. Umudu olmuş bu Ayşe’nin. Sormayın bana sakın diyor, deşmeyin yaramı diyor ve eğiyor başını. Ve kaldığı yerden devam ediyor gülümseyerek işine.Bu hikaye öyle burktu ki içimi dinlerken, sözlerim tükendi, diyemedim hiçbir şey. Dedim ki ‘Ah küçük Ayşe, nasıl da mutlu görünmeye çalışıyorsun. Nasıl bir yükün ağırlığındasın şimdi. Bir anne için ne acı, üç ayrı acı ’. 
   
   Dilerim o günler gelecek ve sarılacaksın her birine en kocamanından. Esmer güzeli güzel Ayşe, Küçük Ayşe !





17 Şubat 2014

EY HAYAT !

  Hep bir şeyler olacaktı yolunda gitmeyen.  Olur olmaz zamanlarda kırılan tırnaklar, kaçan çoraplar gibi aslında, ne kadar sıradan bazen, ne kadar önemsiz.


  Her kırıldığında daha güçlü oluyormuş insan. Bir daha aynı yerden kırılmamak üzere tamir ediyoruz kendimizi. Her yanlış insanda, biraz daha doğru insana yaklaşıyoruz. Uğraşsanız bu kadar hikaye bir araya gelir mi diye de düşünüyoruz ya bazen, işte o anda şöööyle bir güzel gülelim. Kızmak öfkelenmek yerine, olanlara inat gülelim. Bizi biz yapan her şey için gene de teşekkür edelim. Kimi zaman canımız yansa da , hatta canımızdan olacağımız durumlar olsa da şu anda var olmanın güzelliğine şükür diyelim. Gelecek güzelliklerin ve güzel günlerin tadını çıkarmaya hazırlanalım. Bu yolda ayağımıza takılan taşlar elbet olacak. Onları da ayağımızla bir güzel ötelere sektirelim. Her şeye, herkese  rağmen söyleyelim o şarkıyı da ‘Ey hayat! Sen şavkı sularda bir dolunaysın...’ . Sen ki en sevdiklerimizi alan, almaya çalışan, yeri gelince kapanmayan sızılar bırakan hayat. Ne güzelsin gene de güzelsin. Şimdi o kırılan tırnaklar , o kaçan çoraplara bakıp ne kadar büyüdüğümüzü görüp, dimdik durup gülümseme vakti. Her solukta, her adımda gülümsemeli !
  
   Hep bir şeyler olacak yolunda gitmeyen. Ve biz soluk soluğa, inadına, gülümseyerek yaşamalıyız hayatı…





9 Şubat 2014

KIRIK BU !

   İşporta ürünü kalplerin açtığı    hasarlar var üzerimde. İnsanlar    bazen yalancı, bazen cani, baze güvenilmez.
  
   Koyuvermişlerdi avucuma miyadı dolmuş insan suretlerini. Zaman içinde her geçen gün biraz daha hastalıklarını buladılar üzerime. Ve bir bulaşıktan kurtulmak istercesine duvarlara sıyırdım ellerimi. Bazen kanattı bazen de nasırlı yerlere geldi. Sıyırdıkça güzel geldi. İzleri kaldı üzerimde bazısının.Güldüm geçtim. Başlangıçları ise hep sevdim.Tam o anda parladı avuçlarım, ışıldadı gözlerim, bir güzel gönüle. Uzaktan anlattım, uzaktan dinledi. Uzaktan özledim, uzaktan özledi.
  
  Uzattım ellerimi. Üflesin de geçsin diye uzattım. Üfler gibi yaptı. Üflemeye çalıştı. Tuttu sıcacık, baktı baktı, evirdi  çevirdi, güldü ve dedi ki kırık bu… 




8 Şubat 2014

AT Bİ BEŞLİK FALINA BAKAYIM

    Önce içersin acı kahveni, ağzında bir sürü pütür püsür kırıntılar. bakarsın daha var mı diye. Sonra ters çevirir kaparsın fincanı ‘Neyse halim o çıksın falım’ diye.

    Derler ki yüreğin kabarmıştır, için sıkılmış, ikiye ayrılmıştır. İki vakte kadar sevinç yaşayacaksın, hatta bir haber de kuşun ağzındadır. Gülümsersin. Yolların vardır uzun uzun. İkisi kapalıdır genelde. Ne gidersin ne gelirler oysa. Bir de ağır eşya görünür tepeleme, kaplumbağa yüküyle. Omuzlarındakiler mi diye düşünürsün. Ya da  arabeskleşip ‘hayatın yükü daha ağır’  diye geçirirsin içinden. Kuş ağzında haberin de var bak :) Gagasından düşürmese bari. Bir kız çocuğu görünür. Hay allah sıkıntı mı yoksa ! Esmerce bir adam çıkmıştır bir de. Kim ki acaba , gene üzmese ! Sonra adağın vardır bir yerlerde. Hangi umudunu yazdın ki üzerine? Hane aydınlıktır, ama hep eksiği de vardır.Ay doğacaktır yakın zamanda, üç vakit sonra.Tut bir dilek derler, iki dilek hep geçer. Biri tez zamanda akıp gider, diğeri hep yavaş iner.Ama güzel çıktı ferahtı diye de teselli verirler.

   Amaaannn! Hem ben zaten inanmam ki. Hem ne derler. Fala inanma falsız kalma.





2 Şubat 2014

BİR SEVDİĞİ OLMALI İNSANIN

  
   Adını duyduğunda zaman durmalı, yer gök sarsılmalı. Bazen huzurun en kuytu köşesi, bazen de bir mabedin en derini.

    Hayatının en önemlisi, en kıymetlisi. Bilirsin ki sen konuşmasan da o bilecek seni, görecek sesindekini. Yüzünü sıvazlarken kıyamayacak, bakmaya doyamayacak, bir gözyaşına kurban olacak.Başını omuzuna yaslayıp hıçkıra hıçkıra ağlayacak, olur olmaz şeylere gülebilecek,birlikte saçmalayabileceksin. Sen yalandan güldüğünde ise içindeki hüznü anlayacak, bir bir saracak yaralarını. İncitmeyecek, incitemeyecek. En bunaldığın zamanlarda nefes alanın olacak. Bileceksin ki hayata döndüğün yer orada. Aldığın her nefeste tanrıya şükredeceksin sizi bir araya getirdi diye. Ve onunla dünyanın her yerine gidebileceğini hissedeceksin. Yarı yolda bırakmaz diyebileceksin.

     Gözgöze geldiğinizde ise kurduğunuz dili kimse çözemeyecek ve siz güleceksiniz birbirinize hafif bir sırıtmayla. En masum, en haşin zamanlarınız da olacak. Ve her seferinde tekrar tekrar keşfedeceksiniz birbirinizi. Her seferinde yeniden aşık olacak, yeniden seveceksiniz. Bedeninin yarısını götüreceksin her yere ve adın onunkiyle bir anılır olacak. Elini tuttuğunda tüm bedenin ısınacak, sarıldığında dünyanın en huzurlusu sen olacaksın. Hatta kimi zaman doğmamış çocuklarınız üzerine senaryolar yazacak, olmadık şeylere tartışacaksın. Her tartışmadan sonra bileceksin ki o gecenin sonunda gene yanında uyuyacak, hiçbir şey olmamış gibi.

   Bir sevdiği olmalı insanın, en güzelinden, en kıymetlisinden. ‘Can’ olmalı, ‘Hayat’ olmalı…