14’ün de gelin edilmiş Ayşe. Vahşinin vahşisi bir adama kadın
diye verilmiş. Çocukluğuna doyamadan, gözündeki yaşa bakılmadan, dinlemeden
beyazları giydirmiş babası.
Sırtından sopa, karnından sıpası da eksik olmamış Ayşe’nin. Her
sabah akşam aç karnına yediği dayakları unutmak için mi acaba bu kadar neşeli
oluşu. Kükreyen ve çoğu zaman hırıldayan bir adammış kocası. En son sırtına vurduğu
yumrukla hatırlıyor korkunç yüzünü. Ve bir de dayakçı kaynana tabi. Konu
komşuya aldırmadan allah ne verdiyse, nereye geldiyse…Üç bebesi olmuş Ayşe’nin.Biri şimdi 17 yaşında. Diğer ikisi
daha küçükler. Yıllardır görmemiş üçünü de, görememiş. En son dayaktan komaya
girmeden önce görmüş yavrularını. Kokuları nasıl, yüzlerini neye benziyor bilemiyor
bile. Almışlar elinden göstermemişler. O zamandan beri içi sessiz sessiz
sızlarmış Ayşe’nin. Zar zor kurtarmış kendini gelmiş İstanbul’a. Bir başına,
tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş bu zamana.31 yaşında şimdi. Güzeller güzeli
bir kadın. Gözünün içi her zaman ağlamaya hazır. Belli olmasın diye hep gülüyor
Ayşe. Kara gözleri hep sevgi dolu bakıyor. Gün gelecek, zamanı gelecek, çocuklarını
alacak diye bekliyor umutla. İlahi adaletin ona yaşadığı acıların karşılığını
göstereceğine de inanıyor. Umudu olmuş bu Ayşe’nin. Sormayın bana sakın diyor,
deşmeyin yaramı diyor ve eğiyor başını. Ve kaldığı yerden devam ediyor
gülümseyerek işine.Bu hikaye öyle burktu ki içimi dinlerken, sözlerim tükendi,
diyemedim hiçbir şey. Dedim ki ‘Ah küçük Ayşe, nasıl da mutlu görünmeye
çalışıyorsun. Nasıl bir yükün ağırlığındasın şimdi. Bir anne için ne acı, üç
ayrı acı ’.
Dilerim o günler gelecek ve sarılacaksın her birine en
kocamanından. Esmer güzeli güzel Ayşe, Küçük Ayşe !
20 Şubat 2014
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder