Her yeniyıl geldiğinde heyecan basar mı sizi de? Bu sefer ki daha bir başka sanki.Her zamankinden daha fazla hezeyan,daha fazla üzüntü, daha fazla yaşanmışlıklar ama yine de daha fazla umut!
Bazen kalabalıkla bazen sevgiliyle, bazen de tek başına.Ne olursa olsun herkesin aklında hep aynı şey var ."güzel şeyler,umutlu şeyler". Sağlık, sevgi, aşk,para, huzur, şans...uzaaarr gider bu liste.Burukluk olur bazen de, sebepsizdir kimi zaman.Yaşlanıyoruz diye sanırım :) Bunca geçen yıllara rağmen, en küçükten en yaşlısına hepsinin gözünde bir ışıltı, yüreğinde bir sevinç."Bu sene çok güzel olacak" der gibi inadına daha mutlu, daha güçlü olmalı.Geçen zamanın bizden aldıklarına aldırmayıp, verdiklerini hediye kabul etmeli.
Ve dilimizde bir şarkı tutturup ileriye yürümeli, umuta yürümeli. Hayat çok değerli, çok güzel. Ve sen gelecek yeni yıl ,bize en güzellerinden ortaya bir karışık yapıver !
31 Aralık 2013
BİR ANNE GÜNÜ ANATOMİSİ
Geçtiğimiz zamanlardan birinde bir grup tatlı kadın, en süslü halleriyle toplanmışlar. Hamur, vanilya ve bilumum parfüm kokuları arasında yapılan sohbetler, içilen kahveler,bakılan fallar ve kahkahalar.Her biri ayrı yaşamlar barındıran bir avuç dünya güzeli. Bildiğimiz "anne günü"nden bahsediyorum evet.Aralarında geçen diyaloglara istemeden denk gelmiş bulundum.Öyle keyifliydi ki kendimi adeta komedi filminde buldum.Ağızlarından çıkan her söz bir replikti adeta :)
-Siyatiktir o
-Fıtık, bende de var
-Şimdi gençler böyle seviyor!
-Mutfak tezgahı
-Dolap yetmiyor
-Kendi suyuyla pişiyor
-Elde açtııımm
-Kaşar mı buuuu?
-Süzme yoğurt
-İyi gördüm seni
-Ben migrostan alıyorum hep
-Ben gençkızken ...
-Ahahahahah
-Biraz daha al, çok hafif olmuş
-Amaaann her zaman mı yiyorsunuz
-Kim topluyooooo :)
-Fıtık, bende de var
-Şimdi gençler böyle seviyor!
-Mutfak tezgahı
-Dolap yetmiyor
-Kendi suyuyla pişiyor
-Elde açtııımm
-Kaşar mı buuuu?
-Süzme yoğurt
-İyi gördüm seni
-Ben migrostan alıyorum hep
-Ben gençkızken ...
-Ahahahahah
-Biraz daha al, çok hafif olmuş
-Amaaann her zaman mı yiyorsunuz
-Kim topluyooooo :)
30 Aralık 2013
GÜLÜMSEYİN !
Birbirinin aynı olan insanlar arasında yabancıydım ben. Kimine göre kendini beğenmiş, kimine
göre soğuk, kimisi içinde küçük hanımefendi.Her biri birbiri üzerine koyulmuş
onlarca çakıltaşım vardı benim. Biri aşağıya inmeden diğerini içeri attığınız.
Hergün
takındığınız yüzlerden biri daha vardı ellerinizde. Hangisini seçelim bugün? Gaddar,
umarsız, soğuk, öfkeli, hüzünlü, kıskanç? Bence biraz gülün be …hani şu
ağzınızı iki yana uzatarak yaptığımız şey.Bilmezsiniz siz. Aslında yaparsınız
da kendiliğinden olmasını bilmediğiniz şey. Mutsuzluğunuzu, huzursuzluğunuzu,
acımasızca birilerine yafta yapıştırarak kamufle etmeyin.Böyle günah çıkmaz bu
devirde. Atın maskenizi, insan olduğunuzu
hatırlayın. Ağlayan, üzülen, sevinen, sevişen, kızan, aşık olan…Yumuşatın
kalbinizi, incitmeyin , incinmeyin.Bedenlerimiz var evet.Ama önce ruhlarımız...Nasıl
da kırılgandı siz bunları yaparken, çakıltaşlarını atarken.Düşünmeden, makyajlı
hallerimize, gülen yüzlerimize bakıp tırmaladınız acıyan yerlerimizi. Ve her
seferinde iyileştik, güzelleştik,Birazı kaldı , biraz öfkesi, biraz acısı.
Ne demiş Cemal Süreyya "bakma sen benim bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma,ben çok gülerim ve gülerken hiç himse yalan olduğunu anlamaz"
İyisi mi kendinize bir iyilik yapın siz, biraz gülün, öğrenin !
29 Aralık 2013
BİR PAZAR NOSTALJİSİ
Eskiden ezelden
pazar günleri pek bir sevimsiz gelmiştir. Çocukken evimiz tam bir hijyen gününe
dönerdi. Bir kenarda yığılan ve yıkanmayı bekleyen çamaşırlar,annemin çamasır
suyu kokan elleri, banyo kazanına
doldurulan odunların çıtırtısı ve bir odadan diğerine geçerken aniden tüm
bedeninizin donduğu o an…
Akşam üzeri, her
pazar mutlaka alınan balıkların kokusu etrafı sarar.Babam kesmeye başlar fıstıklı
tahin helvasını. Hiçbir şey yapmaya fırsat kalmadan kararan havayla birlikte
üzerinize basan o ağır, hüzün ve sıkıntı arası duygu. Ne zaman pazarları evde
olsam akşamüstü hissederim bu duyguyu. Pazar akşamı
banyolar yapılır, ertesi gün okul vardır.Belki de bundandır bu sıkıntılı hali
pazarın.
Gene de hiçbir şey anlatamaz bu tuhaf pazar hissiyatını. Belki adındandır
onun günahı.Başka olsaydı adı belki de böyle olmazdı.Yine bir pazar günü, yine
nostalji anı.Hadi özleyelim, gene özleyelim !
27 Aralık 2013
YÜREĞİNİZE DOKUNAN İNSANDAN KORKMAYIN...
Görmek gerekir miydi bazen bilmem. Ya da yanıbaşında mı
olması lazımdı illa? Birine uzaktan dokunamaz mıydı, sarılamaz mıydı eller?
İçinde büyüttüğü o sırlı dünyanın bir arka yüzü var mıydı? Gülüşünün ömre bedel
olduğunu anlar mıydı ? Aşkın tek kişilik olması mıydı güzel olan yoksa beraber nefes alınması mı ? Gözünden dökülen
o incilerin sesine dayanamazken¸ ellerinde şimdi binlerce inci tanesi var bilir
miydi?
Bedenimizin sadece kemiklerimizin üşümemesi için birer
kılıf olduğunu unutmayın.Ruhunuza bakın.Ve yüreğinize dokunan insandan korkmayın !
24 Aralık 2013
BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ...
Tüm masallar böyle başlardı evvelden beri ve biz hep sonu
nasıl bitecek diye beklerdik anlatılan bu geceyarısı masallarını.
Kırda koşan sincaplar, zıplayan tavşanlar, uyuşuk tosbağa, bir elmaya kanan pamuk prenses ve gece oniki olacak diye üzülen külkedisi…Zaman dururdu adeta kendi imgelemimizde oluşturduğumuz bu düş ülkesinde. Bir sonrakini düşünür uyuyamazdık kimi zaman da.
Hevesle giyilmeyi bekleyen, beyaz kelebekli kırmızı rugan
pabuçlarım yüzünden uykum da gelmek bilmezdi. Sarılır öyle yatardım .Öyle
kıymetlilerdi ki, giydiğimde en pamuk
prenses benim sanırdım. Üzeri çizilmesin, kelebekleri düşmesin diye bakardım.
Ne güzeldik, çocuktuk. Pazardan alınmış plastik bebeklere kundak
yapardık ki üşümesinler diye. O zamandan belliymiş kız çocuklarının anneliğe
olan merakı meğer. “Dışııyynn dışıyn” diye savaşçılık oynarken mahallenin
çocukları, kömürlük tepelerinde serilen kilimler, buluttan şatolarımız
oluverirdi birden bire evcilik oyunlarımızda. Deselerdi ya “az daha oynayın” diye. Bu kadar hızlı
geçeceğini bilemedik, kestiremedik. Oyuncaklarımızı alan komşu çocuklarına “alma”
diyemedik. Aldılar. Akan burnumuzu çeke çeke eve döndük çoğu zaman. Popomuza tokat
da yedik, okulda tek ayak cezasını da… Okul kantininden alınan, içine soğanın sürüldüğü pidelerin
tadını da unutmadı çoğumuz. Yine okul kapısında satılan, o nefes aldırmayan,
adi kokulu minyatür üçgen koku poşetleri. Hatırlayanınız vardır elbet. Pipetle
leblebi tozu içmeye çalışan nesillerdik biz. Boğulmayı göze alsak da. Deselerdi
ya “daha çok ye” diye. Kokulu arı maya silgilerimiz en değerli mücevherimiz,
Clementine, Heidi, He-Man en güzel en reyting alan dizilerimizdi. Deselerdi ya “az
daha izleyin” diye.
80’lerde çocuktuk biz. Siyah önlüklü, beyaz dantel yakalı. O anlatılan masalların en büyük kahramanları. Şimdi daha iyi anlıyorum neden öyle dediklerini. Aslında her şey en başta anlatıldığı gibiymiş. “Bir Varmış Bir Yokmuş”…
BİR KIŞ SABAHI
Sene 1978, İstanbul soğuk , Aralığın başı.
Düşmüşüm annemin
sıcak dünyasından yeryüzüne. Küçük tostoparlak bir yavru, en hislisinden. O zamanda
kocamanmış gözlerim, meraklı iki çakmak taşı :)
Küçüklükten beri hep bildiğim, çizdiğim. Ne gördüysem, kimi
gördüysem. Bir kağıt bir kalem.Ne büyük
bir dünya…Hayal dünyasında gezinen bir kız çocuğu.Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’ne girdiğim gün, zaman
içinde ne çok yapılacak şeyin olacağını farkettiğim gündü. Hangi renklere
bulanacak, hangi çizgide konuşacaktım.Ne büyük heyecan. Belki de beklediğim gün
bugündü. Her bir resim, ayrı bir hayat aslında anlatılmayı, paylaşılmayı
bekleyen.Başladık yola…Her biri ayrı bir öykü olan nice nice seneler. Bunca seneye
ne sığar demeyin. Neler sığarmış da ben bilmezmişim. İstanbul, ey koca İstanbul
! Sen ki ne güzellikler, ne pislikler barındırırsın da içinde çaktırmazsın
demezsin kimseye. Bir o kadar ihtişamlı ve büyülü İstanbul!
Bu şehirde büyüdüm, oldum ben. Her biri ayrı öykü olan günlerim
var. Çizelim, yazalım bakalım a dostlar,neler bunlar !!!
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)




