Tüm masallar böyle başlardı evvelden beri ve biz hep sonu
nasıl bitecek diye beklerdik anlatılan bu geceyarısı masallarını.
Kırda koşan sincaplar, zıplayan tavşanlar, uyuşuk tosbağa, bir elmaya kanan pamuk prenses ve gece oniki olacak diye üzülen külkedisi…Zaman dururdu adeta kendi imgelemimizde oluşturduğumuz bu düş ülkesinde. Bir sonrakini düşünür uyuyamazdık kimi zaman da.
Hevesle giyilmeyi bekleyen, beyaz kelebekli kırmızı rugan
pabuçlarım yüzünden uykum da gelmek bilmezdi. Sarılır öyle yatardım .Öyle
kıymetlilerdi ki, giydiğimde en pamuk
prenses benim sanırdım. Üzeri çizilmesin, kelebekleri düşmesin diye bakardım.
Ne güzeldik, çocuktuk. Pazardan alınmış plastik bebeklere kundak
yapardık ki üşümesinler diye. O zamandan belliymiş kız çocuklarının anneliğe
olan merakı meğer. “Dışııyynn dışıyn” diye savaşçılık oynarken mahallenin
çocukları, kömürlük tepelerinde serilen kilimler, buluttan şatolarımız
oluverirdi birden bire evcilik oyunlarımızda. Deselerdi ya “az daha oynayın” diye. Bu kadar hızlı
geçeceğini bilemedik, kestiremedik. Oyuncaklarımızı alan komşu çocuklarına “alma”
diyemedik. Aldılar. Akan burnumuzu çeke çeke eve döndük çoğu zaman. Popomuza tokat
da yedik, okulda tek ayak cezasını da… Okul kantininden alınan, içine soğanın sürüldüğü pidelerin
tadını da unutmadı çoğumuz. Yine okul kapısında satılan, o nefes aldırmayan,
adi kokulu minyatür üçgen koku poşetleri. Hatırlayanınız vardır elbet. Pipetle
leblebi tozu içmeye çalışan nesillerdik biz. Boğulmayı göze alsak da. Deselerdi
ya “daha çok ye” diye. Kokulu arı maya silgilerimiz en değerli mücevherimiz,
Clementine, Heidi, He-Man en güzel en reyting alan dizilerimizdi. Deselerdi ya “az
daha izleyin” diye.
80’lerde çocuktuk biz. Siyah önlüklü, beyaz dantel yakalı. O anlatılan masalların en büyük kahramanları. Şimdi daha iyi anlıyorum neden öyle dediklerini. Aslında her şey en başta anlatıldığı gibiymiş. “Bir Varmış Bir Yokmuş”…

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder