Bir plastik bebek, birkaç bez, çaput parçası, ve beyaz tül
örtülü büyük masa. Kimselerin bilmediği, sırrına eremediği o oymalı beyaz masa.
Ne kadar büyük bir dünya! Tülün altından bakarken her şey ne korkutucu
görünüyor oysa.
Çiğ yeşile çalan duvarlar, ezan okuyan hocanın sesi, saatin tiktakları ve
sessizliğin dayanılmaz ıssızlığı. Küçücük bir çocuk için fazla gizemli değil
mi? Bu yüzden miydi o masanın altındaki
evciliği. Sallarken minik ayaklarında o plastik bebeği, korkusunu da mı
uyutmak istiyordu ki. Örterdi üzerine üşümesin diye bir bez parçasını, yorgan
diye. Uyuturdu içinden söylediği ninnilerle. Hava kararırken girerdi hep o masanın altına. Puslu, buğulu baktığı odanın
camlarından bakar da içine içine ağlardı.
Tombul yanaklarından süzülenleri görmesinlerdi. Girmeliydi gene o
masanın altına. Belki filmlerdeki gibi aniden biri çıkıverecekti karşısına, sinerdi bir kenara. Koşarak
giderdi bir odadan diğer odaya. Kocaman sessiz yeşil evde hiç sevmezdi
akşamları. Ta ki uyuyana dek.Uyuyunca oradan kaçıyordu çünkü, çok sevdiği yatağına.Kulağı, tahta bahçe kapısının sesindeydi hep ve her açılışta koşardı
kim geldi diye. Etrafı saran yaşlı kokuları duyar, duymazdan gelir, gene
girerdi o masasının altına. Orada yaşatırdı düşlerini, oyunlarını, orada
konuşurdu hayali arkadaşlarıyla. O tülün
altından hiç görünmeyecek zannederdi. Özlerdi çok, hemen gelip alsınlar
isterdi. Günler de geçmek bilmezdi. Bahçede soluncanlar arkadaşları olurdu
bazen, bazen de bir sokak kedisi. Bakkaldan alınan emzik şeker de günün en güzel hediyesiydi.
O zamandan beri hiç sevmez yalnızlıkları, sessizlikleri. Ve
her gördüğünde o tahta masayı, içi daralır, hemen çıkmak ister o odadan. Tül
aynı tül, aynı kuytu köşe. Ve akşam
üstleri hep hüzündür hep buruk. Şimdi gene duruyor o masa, Ve içten içe sorar
hep: Kim var orada ?
5 Mart 2014
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder