8 Ocak 2014

SEN DEĞİŞİRSEN KADERİN DE DEĞİŞİR !

   Çoğumuzun (ne yazık ki) çok sonradan öğrendiği bir söz bu. Üzüntüler, ayrılıklar, hayal kırıklıkları. Aslında istisnai durumlar dışında, her biri bizim seçimlerimizin birer sonucu olan ve adına tecrübe denilen bir sürü yaşanmışlıklar.


   Bazen acele kararlar, sabırsızlıklar, bazen de zorunluluklar. Kötü niyet olmadan başlanılan her şey …Mutlu olmak adına yapılan onca hatamız var çoğumuzun. Sonunu kestiremediğimiz seçimler. Sırf öyle olmasını istediğimiz için olan, kurgusal hayat oyunları bunlar. Kriter hesabı yapmadan, safça duygular içinde alınan bu kararlar bazen yıkımla da sonuçlanabilir. İki kişinin olduğu ama ikisinin oynamadığı oyunlar. Mış gibi. Mutluymuş, seviyormuş, kızıyormuş, üzgünmüş, aman ne güzelmiş. Sırf biraz daha pirim yapmak adına ne çok sahte maskeler takınan insanlar var oysa. Kimi zaman görsek de inatla görmezden geldiğimiz insanlar. Hepsi mutlu olmak adına…Gözardı ettiğimiz ise bunun gerçek mutluluk değil, aslında sadece bizim hayal ettiğimiz bir durum olduğu. Aslında çoktan tükenmiş olan ilişkileri görmek, istediğimiz gibi olmayanı kabullenmekte tüm mesele. Seçmişizdir, istemişizdir bir kere ve bunlar seçimimizin sonucudur. Ama bunu artık seçmemek, istememek te bir seçimdir.Bizim talebimiz neyse o olacağızdır. Yeter ki doğru istemeyi öğrenelim bilelim. Bu benim kaderim dediğimiz ne varsa, bilin ki sizin seçimlerinizi de içinde barındırır. Pesimist(karamsar) bir düşünceyle şartlanan her hayat bilin ki size güzellik getirmeyecek. Güzel ve iyiyi isteyin. İsteyin ki o size doğru gelsin. Bıkmadan isteyin, seçin. Daha önce yaşanılan ne varsa bırakın geride. Her yaşanan tecrübe olacak bize artık, bir daha yapmamak üzere.

  Bundan sonra farklı olacak, herşey güzel olacak deyin, hatta gün içinde de söyleyin kendinize. Yürekten inanın ama bunu söylerken. Biz (düşüncelerimiz, talebimiz) değişirsek, kaderimiz de değişecek. İnanın, inanmaya başlayın. Şu sözü de hep tekrarlayalım “talebin neyse o'sun sen”.






5 Ocak 2014

HAYAT KISA KUŞLAR UÇUYOR...

    Çok kısa ama bir o kadar da uzun mu uzun bir şiir. 
    iki cümlede özetlenen hayat.  



      Ne basit şeylere üzülmüşüz, sinirlenmişiz.Bazen sevgilimiz aramadı, bana bunu demedi, yok bunu yapmadı diye hayıflanıp, bazen de o çok beğendiğimiz ayakkabıyı alamadığımız için uykularımızı kaçırıp üzülmüşüzdür. Oysa bir insanı mutlu etmeye yetecek miydi bunlar? Öz de mutlu olmayınca…Her şey aslında bizde başlamıyor muydu. Yaptığımız seçimler, arkadaşlar, yaşadığımız aşklar, sevinçlerimiz ve üzüntülerimiz.

    Bazen sırf istediğimiz cümleleri duyabilmek için hayali bir karakter yerleştirip inanıyoruz karşımızdaki insana. Ya da istemediğimiz bir mesleği seçiyoruz, istemediğimiz insanlarla muhatap oluyoruz. Yanılsamadan oluşan bir mutluluğu tercih ediyoruz “bile bile”. Ve sonuç hüsran elbette…Sayısız hezeyanlardan sonra artık durup bir silkelenmek lazım diyoruz. Hayat bu kadar hızlı geçerken hala yapabileceklerimizin farkına vardığımız o an. İşte tam bu an. Bazen iki kelime yetiyor bunları anlamaya. Her şeye bir sünger çekip yeniden doğmaya. İşte tam bu noktada sevgili Sunay Akın’ın bir sözü eldi aklıma.


“Bunca kalp kırıklıklarına rağmen küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp bağırmak istiyorum hayata: Acımadı ki !


    Aynen böyle. Bize ağır gelen ne varsa üstüne gitmeli, hala yaşayacak ömrümüz varken. Bırakın artık olumsuz düşünceleri. Siz yönlendirin düşüncelerinizi. Tıpkı bir hikaye yazar gibi, satır satır güzellik işleyin. Olumsuzluklara da teşekkür edin. Neden mi? Şu anda bunu yapabildiğiniz için, sizi siz yaptığı için, olgunlaştırdığı için.


   Her şeye rağmen hayat çok güzel ! Kim bilir daha ne sürprizler bekliyor bizi. Yaşamaya değmez mi hiç ? Haydi bir daha hep bir ağızdan. “ACIMADI Kİİİİİİİ “ 







4 Ocak 2014

AVUCUNUZA İYİ BAKIN !

    Baktınız mı hiç avuç içinize? Orada bir ömür, orada  yaşanmış ve yaşanacak bir hayat gizlidir. Ağladığınız da avucunuza silersiniz gözyaşınızı, gülerken inadına kaparsınız ağzınızı. Ağrınızı, sızınızı tutarsınız geçsin diye. Ya da bir bebeği seversiniz yumuşacıktan. 


Orada bir ömür gizlidir, en kıymetlisinden. Küçükken anneniz, büyüyünce sevdiğiniz tutmuştur elinizden yollarda giderken. Yüzünü sevmişsinizdir sevdiceğinizin. Sonra falcı teyze anlatmıştır iki vakte kadar ne olacağını kara eliyle avucunuza bakarken. Çizgilere bakıp bakıp anlamaya çalışırsınız. Bazen de saklarsınız bir şeyleri, sıkarsınız sinirden, tırnak izleriniz çıkana kadar.Hiçbirşey olmasa ısıtırsınız birbirine sararak. Ya da iki avucun arasına bırakarak. İki dudak özler bazen onları. En çukurundan öpmeyi, kokusunu saklamayı. Aşkını kazımıştır göremeyiz bazen de.

Düşünün şimdi bir daha  avucunuzdaki ömürleri, aşkları. Esirgemeyin sakın.Ve avucunuza iyi bakın !





2 Ocak 2014

BİR MUCİZENİZ OLSUN...

    Her şey bitti dediğimiz anlar olmuştur. Bir sonraki nefesimizin dahi olmayacağını düşündüğümüz belki de. Hayatın aslında çok kısa olduğunu ve ne çabuk bitebileceğini bize bir daha gösteren.

“Buraya kadarmış” .Bu sözü kaç kere dediniz ? Kaç kere kendinizden çok sevdiklerinin ne kadar üzüleceğini düşündünüz ? Vücudunuz her zerresinde kendini bırakırken o klişe film şeridi geçti gözünüzden? Sırf bir kelime daha etmek için allaha yalvardınız mı, vücudunuz ılık ılık ıslanırken ? Ve sesinizin bir hırıltı halini alarak yavaşça kısıldığını duydunuz mu ?Bilmem kaç gün sonra gözünüzü açtıktan sonra, sevdiklerinizin merakla hüzün ve sevinç arası gözlerle size baktığını görüp, yaşadığınız için şükredip, mutluluk gözyaşları akıttınız mı ? Ve size ait olan bir şeyin, aslında olmadığını farkedip çaresizliğe düştüğünüz anda “ha gayret, oldu” sözleriyle direndiniz mi?
Tüm ışıklar kararıp, uzun bir yolculuğa çıkıp tekrar dönmenin, bize sunulan bir mucize olduğunu böyle anladım ben. Her ne olursa olsun bir saniye bile alacak nefesiniz varsa, buna kimsenin engel olamayacağını da …Hatırlayıp üzülmeyesiniz, bir daha canınızın yanmasın diye , o anki acıyı zerre kadar hissettirmeyen allahın bir lütfudur bu. Ve inanmak, her ne olursa olsun, herşeye rağmen inanmak, isyan etmemek. Her sıkıntının ardından güzelliklerin geleceğine inanmaktır, bizi ayakta tutan.Ve sizin bile şaşıracağınız tüm güzelliklerin ayağınıza serildiğini görmek. İşte burada sunulan bir mucizedir yaşamak. En güzelinden, en değerlisinden.

  Tam da böyle herşey bitti dediğiniz anlarda inanın bir mucizenin olacağına, yürekten inanın. Hayatımızın, nefes aldığımız her dakikanın gerçekten çok değerli olduğunun bilin ve, en çaresiz anlarınızda  bir mucize dileyin…





1 Ocak 2014

SEVGİLİ !

   Ah genç adam, kadere inanır mısın? Ben inandım ve kaderin olacağıma da inandım. Yüzündeki o her çizgide gördüm kendimi satır satır. Gözünün buğusunda saklanan damlada aktım içimden sana. Gülmeye çalışıyorsun gülüyorsun ya sürekli… Ne zor iştir bilirim. Farkettirmeden içindeki o koca kara deliği, neşeli çılgın insan olmanın ağırlığını. Oysa  adını bile unuttuğun bir aşkı beklemenin azizliği bu. 

   Hatırlıyor musun kalbinin çarptığı en son zamanı. Belki çok zaman önceydi değil mi. Ondan mı bu kaş çatışların, yaraların. En son ne zaman yaslandın çocuk gibi birinin omuzuna, ne zaman koyverdin kendini? Ne zaman gülmekten ağrılar girdi karnına, öptükçe bir daha öpesin, sarıldıkça daha çok sarılasın geldi ? 

          Biliyor musun bir gün çıkacağız karşımıza, işte o gün…  Gülümseyeceğim sana ve anlayacaksın neden bu kadar beklediğini. Bakacaksın yüzüme ve gözünün içinden öpeceğim seni sevgili…






31 Aralık 2013

YENİ YENİ YIL !

   Her yeniyıl geldiğinde heyecan basar mı sizi de? Bu sefer ki daha bir başka sanki.Her zamankinden daha fazla hezeyan,daha fazla üzüntü, daha fazla yaşanmışlıklar ama yine de daha fazla umut!

         Bazen kalabalıkla bazen sevgiliyle, bazen de tek başına.Ne olursa olsun herkesin aklında hep aynı şey var ."güzel şeyler,umutlu şeyler". Sağlık, sevgi, aşk,para, huzur, şans...uzaaarr gider bu liste.Burukluk olur bazen de, sebepsizdir kimi zaman.Yaşlanıyoruz diye sanırım :) Bunca geçen yıllara rağmen, en küçükten en yaşlısına hepsinin gözünde bir ışıltı, yüreğinde bir sevinç."Bu sene çok güzel olacak" der gibi inadına daha mutlu, daha güçlü olmalı.Geçen zamanın bizden aldıklarına aldırmayıp, verdiklerini hediye kabul etmeli.


     Ve dilimizde bir şarkı tutturup ileriye yürümeli, umuta yürümeli. Hayat çok değerli, çok güzel. Ve sen gelecek yeni yıl ,bize en güzellerinden ortaya bir karışık yapıver !






BİR ANNE GÜNÜ ANATOMİSİ

   Geçtiğimiz zamanlardan birinde bir grup tatlı kadın, en süslü halleriyle toplanmışlar. Hamur, vanilya ve bilumum parfüm kokuları arasında yapılan sohbetler, içilen kahveler,bakılan fallar ve kahkahalar.Her biri ayrı yaşamlar barındıran bir avuç dünya güzeli. Bildiğimiz "anne günü"nden bahsediyorum evet.Aralarında geçen diyaloglara istemeden denk gelmiş bulundum.Öyle keyifliydi ki kendimi adeta komedi filminde buldum.Ağızlarından çıkan her söz bir replikti adeta :)
-Siyatiktir o
-Fıtık, bende de var
-Şimdi gençler böyle seviyor!
-Mutfak tezgahı
-Dolap yetmiyor
-Kendi suyuyla pişiyor
-Elde açtııımm
-Kaşar mı buuuu?
-Süzme yoğurt
-İyi gördüm seni 
-Ben migrostan alıyorum hep
-Ben gençkızken ...
-Ahahahahah
-Biraz daha al, çok hafif olmuş
-Amaaann her zaman mı yiyorsunuz
-Kim topluyooooo :)






30 Aralık 2013

GÜLÜMSEYİN !

   Birbirinin aynı  olan insanlar arasında yabancıydım ben. Kimine göre kendini beğenmiş, kimine göre soğuk, kimisi içinde küçük hanımefendi.Her biri birbiri üzerine koyulmuş onlarca çakıltaşım vardı benim. Biri aşağıya inmeden diğerini içeri attığınız.

       
           Hergün takındığınız yüzlerden biri daha vardı ellerinizde. Hangisini seçelim bugün? Gaddar, umarsız, soğuk, öfkeli, hüzünlü, kıskanç? Bence biraz gülün be …hani şu ağzınızı iki yana uzatarak yaptığımız şey.Bilmezsiniz siz. Aslında yaparsınız da kendiliğinden olmasını bilmediğiniz şey. Mutsuzluğunuzu, huzursuzluğunuzu, acımasızca birilerine yafta yapıştırarak kamufle etmeyin.Böyle günah çıkmaz bu devirde. Atın  maskenizi, insan olduğunuzu hatırlayın. Ağlayan, üzülen, sevinen, sevişen, kızan, aşık olan…Yumuşatın kalbinizi, incitmeyin , incinmeyin.Bedenlerimiz var evet.Ama önce ruhlarımız...Nasıl da kırılgandı siz bunları yaparken, çakıltaşlarını atarken.Düşünmeden, makyajlı hallerimize, gülen yüzlerimize bakıp tırmaladınız acıyan yerlerimizi. Ve her seferinde iyileştik, güzelleştik,Birazı kaldı , biraz öfkesi, biraz acısı.

    Ne demiş Cemal Süreyya "bakma sen benim bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma,ben çok gülerim ve gülerken hiç himse yalan olduğunu anlamaz"
  
   İyisi mi kendinize bir iyilik yapın siz, biraz gülün, öğrenin !







29 Aralık 2013

BİR PAZAR NOSTALJİSİ

   Eskiden ezelden pazar günleri pek bir sevimsiz gelmiştir. Çocukken evimiz tam bir hijyen gününe dönerdi. Bir kenarda yığılan ve yıkanmayı bekleyen çamaşırlar,annemin çamasır suyu kokan elleri,  banyo kazanına doldurulan odunların çıtırtısı ve bir odadan diğerine geçerken aniden tüm bedeninizin donduğu    o an…
Annem hangi birine yetişeceğini şaşırmışken aynı zamanda bizimle ilgilenmeye çalışırdı.Evde bir koşuşturma. Sobanın tellerine asılmış beyaz sabun kokulu çamaşırlar ve hemen yanında ertesi gün takacağım dantel okul yakasını ütüleyen ben nasıl bir kombin olmuşuz ki hala unutmam. Kardeşim minik dinom, kendince yaptığı çarşaftan şatolarda savaşırken, babam ise elleri kolları dolu pazardan gelir, aldığı mandalinalardan ağzımıza tıkıverirdi anlamadan.

       Akşam üzeri, her pazar mutlaka alınan balıkların kokusu etrafı sarar.Babam kesmeye başlar fıstıklı tahin helvasını. Hiçbir şey yapmaya fırsat kalmadan kararan havayla birlikte üzerinize basan o ağır, hüzün ve sıkıntı arası duygu. Ne zaman pazarları evde olsam akşamüstü hissederim bu duyguyu. Pazar akşamı banyolar yapılır, ertesi gün okul vardır.Belki de bundandır bu sıkıntılı hali pazarın. 

     Gene de hiçbir şey anlatamaz bu tuhaf pazar hissiyatını. Belki adındandır onun günahı.Başka olsaydı adı belki de böyle olmazdı.Yine bir pazar günü, yine nostalji anı.Hadi özleyelim, gene özleyelim !





27 Aralık 2013

YÜREĞİNİZE DOKUNAN İNSANDAN KORKMAYIN...

   Görmek gerekir miydi bazen bilmem. Ya da yanıbaşında mı olması lazımdı illa? Birine uzaktan dokunamaz mıydı, sarılamaz mıydı eller? İçinde büyüttüğü o sırlı dünyanın bir arka yüzü var mıydı? Gülüşünün ömre bedel olduğunu anlar mıydı ? Aşkın tek kişilik olması mıydı güzel olan yoksa  beraber nefes alınması mı ? Gözünden dökülen o incilerin sesine dayanamazken¸ ellerinde şimdi binlerce inci tanesi var bilir miydi?


       Güzel sesi vardı, konuştu mu bir masal başlardı. Her kelimesi bir eldi sıvazlayan yüreği. Dizerdi  tane tane cümlelerini. Bilirdi, severdim. İşte bu zamanlarda anlardı insan, sadece kandan candan olmadığını.Ve bir insanı anlamak için sadece bir yüreğe ihtiyacın varolduğunu . Böyle anlarda anlıyor insan aslında insan olduğunu.
    
           Bedenimizin sadece kemiklerimizin üşümemesi için birer kılıf olduğunu unutmayın.Ruhunuza bakın.Ve yüreğinize dokunan insandan korkmayın ! 





24 Aralık 2013

BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ...

    Tüm masallar böyle başlardı evvelden beri ve biz hep sonu nasıl bitecek diye beklerdik anlatılan bu geceyarısı masallarını.
    
   Kırda koşan sincaplar, zıplayan tavşanlar, uyuşuk tosbağa, bir elmaya kanan pamuk prenses ve gece oniki olacak diye üzülen külkedisi…Zaman dururdu adeta kendi imgelemimizde oluşturduğumuz bu düş ülkesinde. Bir sonrakini düşünür uyuyamazdık kimi zaman da.
                                             
     Hevesle giyilmeyi bekleyen, beyaz kelebekli kırmızı rugan pabuçlarım yüzünden uykum da gelmek bilmezdi. Sarılır öyle yatardım .Öyle kıymetlilerdi ki,  giydiğimde en pamuk prenses benim sanırdım. Üzeri çizilmesin, kelebekleri düşmesin diye bakardım.

    Ne güzeldik, çocuktuk. Pazardan alınmış plastik bebeklere kundak yapardık ki üşümesinler diye. O zamandan belliymiş kız çocuklarının anneliğe olan merakı meğer. “Dışııyynn dışıyn” diye savaşçılık oynarken mahallenin çocukları, kömürlük tepelerinde serilen kilimler, buluttan şatolarımız oluverirdi birden bire evcilik oyunlarımızda. Deselerdi ya “az daha oynayın” diye. Bu kadar hızlı geçeceğini bilemedik, kestiremedik. Oyuncaklarımızı alan komşu çocuklarına “alma” diyemedik. Aldılar. Akan burnumuzu çeke çeke eve döndük çoğu zaman. Popomuza tokat da yedik, okulda tek ayak cezasını da… Okul kantininden alınan, içine soğanın sürüldüğü pidelerin tadını da unutmadı çoğumuz. Yine okul kapısında satılan, o nefes aldırmayan, adi kokulu minyatür üçgen koku poşetleri. Hatırlayanınız vardır elbet. Pipetle leblebi tozu içmeye çalışan nesillerdik biz. Boğulmayı göze alsak da. Deselerdi ya “daha çok ye” diye. Kokulu arı maya silgilerimiz en değerli mücevherimiz, Clementine, Heidi, He-Man en güzel en reyting alan dizilerimizdi. Deselerdi ya “az daha izleyin” diye.

    80’lerde çocuktuk biz. Siyah önlüklü, beyaz dantel yakalı. O anlatılan masalların en büyük kahramanları. Şimdi daha iyi anlıyorum neden öyle dediklerini. Aslında her şey en başta anlatıldığı gibiymiş.  “Bir Varmış Bir Yokmuş”…








BİR KIŞ SABAHI

    Sene 1978, İstanbul soğuk , Aralığın başı.
 Düşmüşüm annemin sıcak dünyasından yeryüzüne. Küçük tostoparlak bir yavru, en hislisinden. O zamanda kocamanmış gözlerim, meraklı iki çakmak taşı :)

   Küçüklükten beri hep bildiğim, çizdiğim. Ne gördüysem, kimi gördüysem.  Bir kağıt bir kalem.Ne büyük bir dünya…Hayal dünyasında gezinen bir kız çocuğu.Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’ne girdiğim gün, zaman içinde ne çok yapılacak şeyin olacağını farkettiğim gündü. Hangi renklere bulanacak, hangi çizgide konuşacaktım.Ne büyük heyecan. Belki de beklediğim gün bugündü. Her bir resim, ayrı bir hayat aslında anlatılmayı, paylaşılmayı bekleyen.Başladık yola…Her biri ayrı bir öykü olan nice nice seneler. Bunca seneye ne sığar demeyin. Neler sığarmış da ben bilmezmişim. İstanbul, ey koca İstanbul ! Sen ki ne güzellikler, ne pislikler barındırırsın da içinde çaktırmazsın demezsin kimseye. Bir o kadar ihtişamlı ve büyülü İstanbul!

     Bu şehirde büyüdüm, oldum ben. Her biri ayrı öykü olan günlerim var. Çizelim, yazalım bakalım a dostlar,neler bunlar !!!