11 Ocak 2014

GENÇ ADAM

 Bilmem, günlerden neydi, hangi vakitti açtığında gözlerini. Ne çabuk büyüdüm ben der gibi bakıyordun zeytin gözlerinle kendine.

     Çocuk olamadın, koşamadın kağıttan bir topun peşinden. Koynuna sakladığın bisküvilerin de olmadı. O çamurlar çoktan mı kesti ellerini senin? Nice geceler hava soğukken senin için yanardı. Yattığında, gizlice taş duvarlarda sürerdin belki çok sevdiğin arabaları. Sonra bir baktın, büyüdün. Ağlatmadılar seni, büyükler ağlamaz dediler, kırılmazsın, incinmezsin sen dediler. Yüklendiler.Bilemediler oysa, göremediler sessizliğinin sebebini. Hani bazen sabahlara kadar ağlamak istedin ya, keşke yapsaydın.O esmer ellerini ısıra ısıra ağlasaydın.Göğsündeki ağırlığı taşıyamazdın. Her şey bu kadar üzerine gelmişken, bu kadar seni yormuşken, o yüreğinin ağırlığını nasıl taşıdın sen? O kaş çatışların  boşuna değil herkese, her şeye. En son ne zaman sevildin, ne zaman için patlarcasına aşık oldun bilmezsin. Yüzüne bakınca kim anladı, kim gördü içindeki çığlıkları? Kim iki avucunun arasına alıp koklaya koklaya öptü seni? Kim kokuna doyamadı? Yanındayken bile kim özledi? Yüzüne her baktığında kimin içi aktı sana? Göğsünde yatırıp, sırf sen uyanmayasın diye kim sabahlara dek kıpırdamadı? Kaplama yapılmış, işporta ürünü kalpler doluyken etrafında nasıl dayandın sen bunlara?


    Ah genç adam, ne güzel bir çocuk yatar da içinde bilmezsin. Elinden tutmazsan kaybolacak gibisin. Bana güzel şeyler söyle der dibi bakarsın da gören olmaz. Nefesin kesilir, bağırırsın, ağlarsın içine içine duyanın olmaz. Taş bile daha sıcak, sen buna inandın.Şimdi güzel şeyler söyleyeceğim sana, konuşmasam da. Yüreğini aç dinle olur mu? Avucunu götür göğsüne.Ha bir de, arada benim için gülümse ! 






Hiç yorum yok :

Yorum Gönder